Konstanz Üniversitesi tarafından yürütülen ve yaklaşık on yıl süren çalışmalar sonucunda araştırmacılar, Jebel Khayyaber adı verilen bölgede yapılan incelemelerin gerçekten de Büyük İskender tarafından MÖ 324 yılında kurulan "Alexandria on the Tigris"e, yani Dicle’deki İskenderiye'ye ait olduğunu belirledi. Projeye 2016’dan bu yana liderlik eden arkeolog Stefan Hauser, elde edilen jeofiziksel verilerin son derece etkileyici olduğunu ve şehirdeki yapıların beklenenden çok daha iyi korunmuş olduğunu söylüyor. Araştırma ekibine göre bu keşif, Mezopotamya’daki antik ticaret ağlarını anlamak açısından oldukça önemli bir boşluğu doldurabilir.
Dicle’deki İskenderiye: Kumların Altından Ortaya Çıkan Dev Bir Şehir
Araştırmacılar kentin planını ortaya çıkarabilmek için oldukça kapsamlı bir yöntem kullandı. Binlerce dron fotoğrafı, sezyum manyetometreleri ve yüzlerce kilometrelik yüzey araştırmaları sayesinde yaklaşık 6,5 kilometrekarelik devasa bir alanın haritası çıkarıldı. Bu çalışmalar sonucunda ortaya çıkan şehir planı, dönemin diğer büyük yerleşimlerine kıyasla oldukça gelişmiş bir kentsel tasarıma işaret ediyor.
Elde edilen veriler; birbirini kesen geniş caddelerden oluşan düzenli bir şehir planı, büyük konut blokları, tapınak kompleksleri, fırın ve ocaklarla donatılmış atölyeler, kanallar ve liman altyapısı ile muhtemel bir saray kompleksinin varlığını ortaya koyuyor. Hauser’e göre bu ölçek, antik bir şehir için “olağanüstü derecede büyük” sayılabilir. Araştırmacılar, bu kentin aslında Nil kıyısındaki İskenderiye’ye benzer bir işlev gördüğünü ve Mezopotamya’nın deniz ticareti için ana kapısı olduğunu düşünüyor.
Antik Dünyanın Ticaret Merkezlerinden Biriydi
Tarihçiler uzun zamandır Büyük İskender’in güney Mezopotamya’da bir liman şehri kurduğunu biliyordu. Bunun en önemli nedeni, bölgenin Hindistan ile deniz ticareti için uygun bir limana sahip olmamasıydı. İskender’in bu eksikliği fark ederek Dicle Nehri ile Basra Körfezi’ne açılan ticaret yollarının kesiştiği noktada yeni bir şehir kurduğu düşünülüyordu.
Araştırmacılara göre bu şehir, MÖ 300 ile MS 300 yılları arasında yaklaşık beş yüzyıl boyunca bölgenin en önemli ticaret merkezlerinden biri olarak işlev gördü. Hindistan’dan, Afganistan’dan ve muhtemelen Çin’den gelen mallar bu liman üzerinden Mezopotamya pazarlarına ulaşıyordu. Bu durum, şehrin yalnızca bölgesel değil, aynı zamanda kıtalar arası ticaret ağlarının önemli bir parçası olduğunu gösteriyor.
Ancak Dicle’deki İskenderiye'nin yükselişi kadar çöküşü de doğa tarafından şekillendirildi. Araştırmalara göre zamanla Dicle Nehri’nin yatağı batıya doğru kaydı ve Basra Körfezi’nin kıyı hattı güneye çekildi. Bu değişimler, limanın deniz ticaretiyle bağlantısını büyük ölçüde zayıflattı. Ekonomik önemini yitiren şehir zamanla terk edildi ve yüzyıllar içinde kumların altında kayboldu. Bölgenin ticari rolü ise daha sonra günümüzde Irak’ın en önemli liman şehirlerinden biri olan Basra tarafından üstlenildi.
Arkeologlara göre keşfin en heyecan verici yanı, bölgenin sonraki dönemlerde büyük yerleşimler tarafından neredeyse hiç bozulmamış olması. Bu da araştırmacılara antik bir kentin planını baştan sona inceleme fırsatı sunuyor. Önümüzdeki yıllarda bölgede daha kapsamlı kazı çalışmalarının yapılması planlanıyor. Gerda Henkel Vakfı, Alman Araştırma Vakfı ve British Council’ın Kültürel Koruma Fonu gibi kuruluşlar tarafından desteklenen bu yeni çalışmaların, hem Büyük İskender dönemindeki şehir planlamasına hem de antik ticaret ağlarına dair çok daha ayrıntılı bilgiler ortaya çıkarması bekleniyor.
Bu haberi ve diğer DH içeriklerini, gelişmiş mobil uygulamamızı kullanarak görüntüleyin: