Enerji depolamada karbondioksit dönemi
Energy Dome’un kurduğu ve e, yaklaşık 2.000 ton saf karbondioksit içeren dev kubbe her açıdan ilginç. Zira tesisteki CO2, sanayi bacalarından yakalanmıyor ya da havadan çekilmiyor. Bunun yerine doğrudan bir gaz tedarikçisinden temin edilerek sistem içinde kalıcı olarak kullanılıyor. Amaç, karbondioksiti çevresel bir yük olmaktan çıkarıp yenilenebilir enerjinin depolanmasını sağlayan bir araca dönüştürmek.
Tesis, kapalı bir döngü içinde karbondioksiti her gün sıkıştırıp genleştirerek çalışan bir türbin aracılığıyla toplam 200 megawatt-saat elektrik üretebiliyor. Bu da 10 saat boyunca 20 MW güç anlamına geliyor.
Bu teknolojiyi ilk benimseyenlerden biri Hindistan’ın en büyük enerji şirketlerinden NTPC Limited olacak. Şirket, karbondioksit bataryasını 2026’da tamamlamayı hedefliyor. ABD’de ise kamu hizmeti şirketi Alliant Energy, yine 2026’da başlayacak bir projeyle bu teknolojiyi kullanarak yaklaşık 18 bin haneye elektrik sağlamayı planlıyor.
Google da büyük ilgi gösteriyor
Öte yandan bu teknolojiye Google da ilgi gösteriyor. Google, Energy Dome ile yaptığı anlaşma kapsamında CO2 bataryalarını Avrupa, ABD ve Asya-Pasifik bölgesindeki önemli veri merkezi lokasyonlarına yaymayı hedefliyor. Amaç, yüksek enerji tüketimiyle bilinen veri merkezlerine, güneşin olmadığı ya da rüzgarın esmediği zamanlarda bile kesintisiz ve temiz enerji sağlamak. Temmuz ayında duyurulan bu iş birliği, Google’ın ilk uzun süreli enerji depolama yatırımı olma özelliğini taşıyor. Energy Dome sisteminin “tak ve çalıştır” mantığıyla kurulabiliyor olmasının Google için belirleyici faktörlerden biri olduğu belirtiliyor.
Neden önemli?
Alternatif olarak geliştirilen sodyum bazlı, demir-hava ya da vanadyum redoks akış bataryaları enerji yoğunluğu, maliyet, bozunma ve finansman sorunları nedeniyle henüz yaygınlaşabilmiş değil. Sıkıştırılmış hava, hidrojen, metanol, ısı depolama blokları ya da yerçekimi temelli sistemler gibi yaratıcı çözümler ise jeolojik kısıtlar, verimlilik ve ölçeklenebilirlik engellerine takılıyor. Pompajlı hidroelektrik santraller uzun ömürlü ve yüksek kapasiteli olsa da özel coğrafya gereksinimi ve on yıla varan inşa süreleri nedeniyle her bölgede uygulanamıyor.
Energy Dome’u çözümü ise bakıldığında pek çok avantaj ile diğer tüm alternatiflerden ayrışıyor. Sistem, özel topoğrafya gerektirmiyor, kritik madenlere bağımlı değil ve mevcut sanayi tedarik zincirlerinden yararlanıyor. Beklenen kullanım ömrü, lityum iyon bataryaların neredeyse üç katı olarak belirtiliyor. Ayrıca kapasite büyüdükçe kilovat-saat başına maliyetin ciddi şekilde düşmesi teknolojiyi ekonomik açıdan da cazip kılıyor. Şirket, çözümünün lityum iyon sistemlere kıyasla yaklaşık yüzde 30 daha ucuz olacağını öngörüyor.
Teknolojiye Çin’in de kayıtsız kalmadığı görülüyor. Çin Huadian ve Dongfang Electric şirketlerinin, ülkenin kuzeybatısındaki Sincan bölgesinde CO2 tabanlı büyük ölçekli bir enerji depolama tesisi üzerinde çalıştığı bildiriliyor. Medyaya yansıyan görsellerde kubbe yapıları dikkat çekerken, tesisin kapasitesine ilişkin 100 MW ile 1.000 MW arasında değişen farklı rakamlar dile getiriliyor.
Nasıl çalışıyor?
Elbette sistemin bazı dezavantajları da var. Tesis, eşdeğer kapasiteli bir lityum iyon bataryaya kıyasla yaklaşık iki kat daha fazla alan kaplıyor. Ayrıca kubbelerin, zirve noktasında bir spor stadyumu yüksekliğine ulaşması, görsel etkiler nedeniyle yerel tepkilere yol açabiliyor. Güvenlik tarafında ise kubbenin 160 km/saat rüzgâr hızına dayanabildiği belirtiliyor. Şiddetli hava olayları önceden tahmin edilirse, CO₂ tanklara alınarak kubbe tamamen söndürülebiliyor.
En olumsuz senaryoda kubbenin delinmesi halinde, atmosfere salınacak 2.000 ton CO₂, yaklaşık New York–Londra arasında Boeing 777 ile yapılan 15 gidiş-dönüş uçuşunun emisyonuna eşdeğer kabul ediliyor. Energy Dome’a göre bu miktar, bir kömür santralinin salımlarıyla kıyaslandığında oldukça düşük. Böyle bir durumda, gaz dağılana kadar en az 70 metre mesafede durulması gerekiyor.
Bu haberi ve diğer DH içeriklerini, gelişmiş mobil uygulamamızı kullanarak görüntüleyin: