Son Aramalarınız TEMİZLE
    Genel Hızlı Tercihler Sıfırla
    Header'ı Tuttur
    Header'da Teknoloji Gündemi
    Anasayfa
    Büyük Slayt ve Popüler Haberler
    Döşeme Stili Ana Akış
    Kaydırarak Daha Fazla İçerik Yükle
    İçerikleri Yeni Sekmede Aç
    Detay Sayfaları
    Kaydırarak Sonraki Habere Geçiş
    Renk Seçenekleri
    Gece Modu (Koyu Tema)
    Sadece Videolar için Gece Modu
    Haber Gir indirim kodu
    Anlık Bildirim
    11
    Öncelikle internet kavramının hayatımızdaki yerini anlamakta fayda görüyorum. Birleşmiş Milletler tarafından da onaylandığı üzere günümüzde internete erişim, aynı su ve elektrik gibi temel insan hakkı olarak tanımlanıyor.
    Günümüzün en değerli mademi bilgi, toplumların modern dünyadaki yerini belirleyen ana unsur haline geldi. Özgür internet erişimi de bireyler için dünya çapında fırsat eşitliği anlamına geliyor.
    Fakat önümüzde alınması gereken çok yol var zira 7,5 milyara dayanan dünya nüfusunun sadece 3,5 milyarı internete erişebiliyor. Facebook ve Google gibi devlerin internete ulaşım konusunda güçlükler çeken bölgelere ucuz internet götürme arayışları sürüyor.
    1 Eylül’de test esnasında patlayan SpaceX’in Falcon 9 roketi beraberinde Facebook’un ilk uydusunu da yoketti. Bu uydu Facebook önderliğinde 6 firmanın (Samsung, Ericsson, MediaTek, Opera Software, Nokia ve Qualcomm) internete erişim güçlüğü çeken bölgelere düşük ücretli internet erişimi sağlama gayesi taşıyan internet.org projesine hizmet edecekti.
    Türkiye’de internet
    BTK’nın yayınladığı 2016 2. çeyrek raporune göre ülkemizde 55 milyon 305 bin genişbant internet abonesi bulunuyor.
     
    Abonelerin %70’i 10 Mbps ile 30 Mbps arasında hızla internet erişimi sağlarken hala 8Mbps’dan daha yavaş hızlarla internete erişenlerin oranı %16 civarında. %14’lük bir kullanıcı kitlesi de 30 Mbps ve üzeri hızlarla internete erişim sağlıyor.
    Kişi başı ortalama aylık data tüketimi ise 65 GB sevisinde gerçekleşiyor. Bu günlük 2.16 GB’e tekabül etmekte. Kabaca bir hesapla Türkiye ortalama bağlantı hızını 6 Mbps alırsak, 2160 MB / gün ortalaması günde 1 saat aktif kullanım anlamına geliyor.
    Toplam fiber kablo uzunluğu ise 277.258 km’e ulaşmış durumda. Bunun 58.956 KM’si Türk Telekom haricindeki şirketlere aitken 218.802 km’si Türk Telekom’un ve omurga için kullanılan kısım ise 124.560 KM’den oluşuyor. Geri kalan kısım erişim amaçlı kullanılıyor.
    Peki yeterli mi?
    Genişbant internetin yaygınlaşmaya başladığı 2008 sonu 2009 başında ülkemizdeki toplam fiber uzunluğu 9216 km iken kullanıcıların %90’dan fazlası 1 Mbps hız ile internet erişimi sağlıyordu.
     
    2009’dan 2016’ya fiber kablo uzunluğu 30 kat artarken, internet kullanıcı sayısında 7 Milyon 444 bin'den 55 Milyona yani 9 katlık bir artış yaşanıyor. Kişi başına düşen günlük ortalama tüketilen veri miktarında ise 6 kat bir artış yaşanıyor.
    Yine kaba bir hesapla fiber kablo kapesitesindeki 30 katlık artış karşısında tüketilen veri miktarı 49 kat artış gösteriyor. Bu veriler ışığında 2009’dan 2016’ya alt yapı yatırımının çağın gereklerini karşılamaktan uzak kaldığı sonucuna ulaşabiliriz (Bu hesaplamada internet kullanıcıları günlük internet kullamım süreleri ortalama 1 saat alınmıştır)
    Kotaya giden yol
    Çıkan sonuç gösteriyor ki eldeki alt yapıyla internet kullanımın yoğun olduğu zamanlarda her kullanıcıya yüksek hızlarda kaliteli bir hizmet sunmak imkansız.
    Elteki internet alt yapısı aynı İstanbul trafiği gibi. Milyarlar harcanıp tüneller, köprüler yapılıyor fakat her geçen gün trafiğe çıkan yeni araç sayısı o kadar fazla ki bu yatırımlarla ancak geçisi süre bir rahatlık sağlanıyor. Sonrası yine trafik yine izdiham.
    İstanbul’un bugünkü nüfus yoğunluğu nasıl öngörülemediyse internet trafiğindeki kullanıcı sayısı tahmin edilebilir olsa da tüketilecek bilgi miktarı aynı şekilde tahmin edilemedi.
    Sadece Türkiye değil dünya’nın geri kalanı için de durum pek farklı değil
    Amerika’da yoğun saatlerde internet veri trafiğinin %35’i Netflix (çevrimiçi video izleme servisi) %16’sı Youtube, %6’sı internette gezinme, %2.7’si Facebook ve %4’ü ise diğer video servislerinden oluşuyor.
    Kısacası çevrimiçi video servisleri trafiğin %50’den fazlasını tüketiyorlar. Konu internetin doğduğu ülke Amerika bile olsa kaldırılır cinsten değil. Hiç bir operatör alt yapı yatırımlarını yaparken günün birinde herkesin bu kadar yoğun bir şekilde internet üzerinden yüksek çözünürlükte video tüketeceğini hesaba katmadı.
    Huzursuzluğu başlatan bir diğer etken de çevrimiçi video servislerinin, bu videoların sürekli ulaşılabilir kalması için servis sağlayıcılara ödediği ücretin çok düşük olması.
    Sunucu barındıran bilgi işlem merkezleri, internet servis sağlayıcılar ile anlık çıkılabilecek en yüksek hız üzerinden bir anlaşma yaparak ücretlendiriliyorlar. Tükettikleri data miktarı ücrete etki etmiyor.
    Özetle evinizdeki internetin kotasız hali gibi düşünebilirsiniz. 100 Mbps kotasız bir internette en fazla 100 Mbps hıza ulaşabilirsiniz ve kota söz konusu olmadığı için de 7/24 download yapsanız dahi ücrette bir değişiklik olmaz. Tabi burada söz ettiğimiz hızlar çok daha yüksek.
    Operatör tarafında fitili ateşleyen şey de bu oldu işte. Netflix ve Youtube gibi servisler çok büyük miktardaki veri aktarmıyla operatörlerin alt yapılarını meşgul ederken operatöre oldukça az para ödüyor ama aynı operatör üzerinden hizmet alan kullanıcıya gösterdikleri reklam ve sattıkları servisler sayesinde operatörden fazla kazanıyorlar.
    Servis sağlayıcıların aksiyon alması gerekliliği
    Servis sağlayıcıların bu işten istedikleri oranda para kazanabilmeleri ve altyapı yatırımlarına devam edebilmeleri için ellerinde çok az seçenek var. Ya internet kullanıcılarının ödedikleri faturalarda artışa gidecekler ya da Netflix veya Youtube gibi online hizmet sağlayıcılardan gönderdikleri veriyle eş oranda ücret alacaklar.
    İnternet servis sağlayıcılar için işi zora sokan bir diğer etken de Google gibi devlerin çoktan kendi internet alt yapılarını da geliştirmeye başlamış olmaları. Google’ın geçtiğimiz Haziran ayında devreye soktuğu ve Amerila Oregon ile Japonya’yı deniz altından birbirine bağlayan 9000 km’lik fiber kablo 160 Tbps bağlantı hızıyla bulut servislerinin daha rahat kullanımını amaçlıyor.
    Yerel operatörler, Google gibi devler hızla yatırımlar yaparken kullanıcıların bağlantı ücretlerini arttırarak rekabette kaybeden tarafta yer almak istemediler.
    Bunun yerine internet erişim ücretlerini düşük tutarak daha fazla veri tüketenin daha fazla ücret ödediği bir düzene gitmeyi tercih ettiler.
    İlk olarak Kanada’da denenen ve sonrasında Amerika, Avrupa’da da internet servis sağlayıcılar tarafından benimsenen kotalı internet, kullanıcının belli bir kotayı aşması durumunda ya fazladan ücretlendirilmesini ya da hızının düşürülmesini kapsıyor.
    Böylece internetten sürekli video izleyen ve bilgi indirenden fazla para alınarak tek işi sosyal ağlarda vakit geçirmek ve sayfalar arasında gezinmek olan birine daha uygun fiyatlı internet erişim paketi sunulabiliyor.
    Mantıklı veya değil fakat kotaya giden yol işte böyle ve biz kullanıcılar katlanmak zorundayız.
    Ucuz ve sınırsız internet tabi bir de süper hızlı olsun. Bunu kim istemez ki değil mi? Fakat şu anda elimizdeki imkanlarla böyle bir şeyin olmayacağı belli. Özellikle kota dediğimiz şey ülkemizde bu kadar gaddarca uygulanırken.
    Yurt dışında da kota uygulaması olduğunu gördük görmesine ama yurt dışında işler bizimkine göre biraz daha iyi. AT&T Amerika’da 100 Mbps hızla internete bağlanan birine 1 TB kota veriyor ve sonrası için ücret istiyor.
    12 Mbps ile 75 Mbps arası hızlara sahip kullanıcılar için de 600 GB’lık bir limit tanımlanmış. Yeterli duruyor değil mi?
    Bizde ise 25 Mbps hıza 50 GB kota verilebiliyor ya da 100 Mbps için 100 GB gibi amacı belirsiz seçenekler sunuluyor. Kotayı geçtiğiniz gibi de taş devrine 3 Mbps hıza düşüyorsunuz.
    İşin ismi adil ile başlıyor ama adil olmayan kısım işte tam burada başlıyor. İnternet bağlantı hızınız en yüksek 8 Mbps’da olsa 100 Mbps’da olsa fark etmiyor. Kotayı geçerseniz düşeceğiniz hız aynı 3 Mbps. 8 Mbps hat kullanan 2,5 kat yavaşlatılırken 100 Mbps kullanan 33 kat aşağı çekiliyor.
    Bu işin Türkiye’de baştan ele alınması gerekiyor. Öncelikle fiyatlar yeniden düzenlenmeli ve sırf tüketiciyi yanıltmak adına bağlantı hızı yüksek ama kotası düşük paketler kaldırılmalı.
    Amerika’daki benzer kotalarla paketler düzenlenmeli. Fiyatın ayarlanması gerekiyorsa tekrar ayarlansın ve sadece epostasına bakan adama 100 Mbps hızda bağlantıya ihtiyacı olmadığı işin başında düzgünce anlatılsın.
    Düşülebilecek en düşük hız alınan hizmete göre değerlendirilsin. Bir oran mesela 3’te 1 oranı uygulanacaksa 8 Mbps 3’e 100Mbps 35Mbps’a düşürülsün. (İnsaflı adamım yukarı yuvarladım :))
    Ve en önemlisi fiber altyapı yatırımlarındaki engelleri oluşturan yere yönetim yasaları her kesimin görüşü alınarak tekrar düzenlensin. Milli fiber alt yapı yatırım politikası ve hedefi ortaya konsun ve bu konuda özel sektöre kolaylık sağlansın.
    Yoksa 2009’dan 2016’ya halimiz ortada bir 5 sene sonra bugünü mumla arar duruma gelebiliriz.

    Bu haberi, mobil uygulamamızı kullanarak indirip,
    istediğiniz zaman (çevrim dışı bile) okuyabilirsiniz:
    DH Android Uygulamasını İndir DH iOS Uygulamasını İndir
    ANLIK GÖRÜNTÜLEMELER
    1 Kişi Okuyor (0 Üye, 1 Misafir) 1 Masaüstü

    GENEL İSTATİSTİKLER
    35449 kez okundu.
    203 kişi, toplam 228 yorum yazdı.

    HABERİN ETİKETLERİ
    kota, adil kullanım kotası ve
    3 etiket daha akk akkolmasaydı Internet
    Sorgu:
    Önceki ve Sonraki İçerikler
    Daha Yeniler Daha Eskiler
    Yeni Haber
    şimdi
    Geri Bildirim