Son Aramalarınız TEMİZLE
    Genel Hızlı Tercihler Sıfırla
    Header'ı Tuttur
    Header'da Teknoloji Gündemi
    Anasayfa
    Büyük Slayt ve Popüler Haberler
    Döşeme Stili Ana Akış
    Kaydırarak Daha Fazla İçerik Yükle
    İçerikleri Yeni Sekmede Aç
    Detay Sayfaları
    Kaydırarak Sonraki Habere Geçiş
    Renk Seçenekleri
    Gece Modu (Koyu Tema)
    Sadece Videolar için Gece Modu
    Haber Gir indirim kodu
    Anlık Bildirim
    Oy Ver

    Genleri düzenlemek için basit ancak güçlü bir araç olan CRISPR tekniği; bilim insanlarının, DNA dizilerini ve genlerin fonksiyonlarını kolaylıkla değiştirmelerine olanak sağlıyor. Teknik; hastalıkların yayılmasını önlemek ve genetik kusurları düzeltmek başta olmak üzere tıp dünyasında pek çok potansiyel kullanım senaryosuna sahip. Yaklaşık 10 yıl önce keşfedilen ve gen düzenlemede devrim niteliği taşıyan CRISPR bu yıl ilk kez klinik denemelerle insanlar üzerinde test edilecek ancak teknikle ilgili bir soru işareti kafaları karıştırmaya devam ediyor.


     

    CRISPR'nin önemli türevlerinden biri olan CRISPR-cas9 tekniği hakkında geçtiğimiz yıl önemli bir iddia ortaya atılmış ve tekniğin hedef dışı mutasyonlara yol açabileceğini belirten tartışmalı bir çalışma yayınlanmıştı. Bilim dünyasının büyük bir kısmının tekniğin faydalarına odaklanarak çalışmayı sertçe eleştirmesi üzerine bu çalışmada yer alan endişeler rafa kaldırılırken yakın tarihli iki yeni çalışma CRISPR tekniği ile ilgili tartışmaları yeniden alevlendirdi. Cambridge Üniversitesi ile Karolinska Enstitüsü'nün ortaklaşa yaptığı çalışma ve ilaç firması Novartis'in araştırmaları gen düzenlemede eşsiz olan CRISPR tekniğinin kanser riskini artırabileceğini gözler önüne seriyor.


    Kanser önleyici proteine zarar verebilir 

    Her iki çalışma da CRISPR tekniğinin etkinliği ile p53 olarak bilinen kanser önleyici protein arasındaki düzensiz bağlantıyı konu almış durumda. Doğrudan DNA'ya bağlı olan ve vücudumuzdaki her hücrede bulunan p53 proteini, tümör baskılayıcı protein olarak biliniyor. Hücrelerin büyümesini ve çoğalmasını kontrol altında tutan p53, adeta bir hücresel ilk yardım çantası. DNA hasar gördükten sonra hasarın giderilmesi için rol oynayan ilk protein de yine p53. 


    Bu proteinin CRISPR tekniği ile olan bağlantısı ise bir hayli ilginç. CRISPR tekniği genlerin mutasyona uğramasına neden olurken hücrelerdeki p53 proteini de teknik sürecinde hasar görebiliyor veya mutasyona uğrayabiliyor. Tabi hücrelerde p53 proteinin eksikliği veya bu proteinin işlevini kaybetmesi CRISPR tekniğinin başarıyla sonuçlanmasına ciddi katkı sağlayacak zira teknik ile hücrelere müdahale edilirken p53 proteinin gösterdiği tepki en aza inmiş olacak. Araştırmacıların endişelendiği nokta ise p53 proteinlerinin eksikliği ile kanser arasındaki bağlantı. Araştırmacılara göre kanserli hücrelere sahip hastalarda p53 proteinin yetersiz seviyede olduğu veya mutasyona uğradığı gözlemleniyor. Bu da CRISPR tekniğinin uzun vadede bireylerin kansere yakalanmasına neden olabileceği yönünde şüphe uyandırıyor.


    Karolinska Enstitüsü'nden Profesör Jussi Taipale ''Panik yaratmak istemiyoruz ve CRISPR-cas9'un kötü ya da tehlikeli olduğunu söylemiyoruz.'' derken tekniğe ihtiyatlı yaklaşma konusunda uyarılarda bulunuyor. CRISPR'nin tıpta kullanılan çok önemli bir araç olacağını belirten Taipale, ''Herhangi bir tıbbi tedavide olduğu gibi her zaman yan etkiler veya potansiyel zararlar vardır ve bunlar tedavinin faydalarıyla dengelenmelidir.'' ifadelerini kullandı. Taipale'ye göre CRISPR tedavisi klinik olarak test edilmeden önce tekniğin uygulandığı hücrelerdeki p53 proteinleri analiz edilmeli ve kaygılar giderilmeli.


    Daha fazla araştırmayla incelenmeli 

    Tabi Jussi Taipale'nin de bahsettiği gibi iki araştırmadan yola çıkarak CRISPR tekniğinin tehlikeli olduğunu söylemek için çok erken. İki araştırma hakkında yorum yapan pek çok bilim insanı da bu keşfin, CRISPR kullanılarak düzenlenen tüm hücre türlerini etkileyebileceğini iddia etmek için çok erken olduğunu belirtiyor. Öte yandan Francis Crick Enstitüsü'nden Robin Lovell-Badge'nin vurguladığı gibi tekniğin hücrelerde ya da farelerden ve diğer hayvanlardan alınan embriyolarda uygulanmasıyla ilgili çok sayıda çalışma var ve bu çalışmalarda p53 proteinleri kritik bir değişime uğramış değil. Ayrıca CRISPR tekniğinin tek varyasyonu cas9 değil ve diğer varyasyonlarda da p53 ile ilgili endişe yaratacak bir durum yaşanıyor mu bu henüz belirsiz.


    Yapılan çalışmalarda araştırmacılar da tekniğin faydalarına atıfta bulunarak konuyu oldukça hassas bir şekilde değerlendirmeye çalışıyor. Bu nedenle araştırmalar ciddi şüphe uyandırmakla birlikte CRISPR tekniğinin bu yıl içindeki ilk testlerinin sekteye uğraması beklenmiyor. Yine de bu iki çalışmanın ardından bütün şüphelerin ortadan kaldırılması ve tekniğin kanser riskiyle arasında bir bağlantı olmadığının gösterilmesi için çok sayıda araştırma yapılması gerekebilir. 



    Bu haberi, mobil uygulamamızı kullanarak indirip,
    istediğiniz zaman (çevrim dışı bile) okuyabilirsiniz:
    DH Android Uygulamasını İndir DH iOS Uygulamasını İndir
    Sorgu:
    Önceki ve Sonraki İçerikler
    Daha Yeniler Daha Eskiler
    Yeni Haber
    şimdi
    Geri Bildirim