Yerin altından elektrik enerjisi üretmek için bugüne kadar aynı sahada üç temel unsurun bulunması gerekiyordu. Bunlardan ilki ulaşılabilir derinlikte yüksek sıcaklık, ikincisi yeterli su rezervi ve son olarak bu suyun hareket edebileceği gözenekli kayaçlardı.
Günümüzde kullanılan jeotermal enerji üretiminde standart olarak bir üretim kuyusu ve bir de re-enjeksiyon kuyusu açılması gerekiyor. Üretim kuyusundan yüksek sıcaklıktaki su çekiliyor, bu su hızla buharlaşan bir akışkanla ısı değişimine sokularak türbinler aracılığıyla elektrik üretiliyor. Ardından soğutulan su, re-enjeksiyon kuyuları üzerinden tekrar yer altına pompalanıyor.
Buna karşın jeotermal enerji, 7 gün 24 saat yılın 365 günü kesintisiz üretim yapabilmesi sayesinde kömür santrallerinin sağladığı baz yükün yerini alabilecek en uygun yenilenebilir enerji türlerinden biri. Ülkemiz, oldukça kırıklı plakalardan oluşan jeolojik yapısı nedeniyle bir yandan deprem riski taşırken, diğer yandan ulaşılabilir derinliklerde yüksek sıcaklığa sahip kayaçlara da sahip. Ancak diğer koşulları aynı anda sağlamak her zaman mümkün olmuyor.
Rodatherm, tam da bu noktada geliştirdiği yeni teknolojiyle devreye giriyor. Şirket, kapalı döngüye sahip özel bir organik akışkan teknolojisi sayesinde yer altındaki ısıyı emerek elektriğe dönüştürüyor. Sistem, kapalı döngü bir boru hattını 1.000 ila 3.000 metre derinliğe, büyük ölçekli bir jeotermal ısı pompası gibi yerleştiriyor. Bu yer altı sistemine özel bir sıvı enjekte ediliyor. Sıvı derinlere indikçe ısınıp buharlaşıyor; buharlaşan ve basınçlanan akışkan, yüzeyde borunun diğer ucundan çıkarken uygun bir türbini döndürerek elektrik üretiyor. Daha sonra soğutularak tekrar sıvı hale gelen akışkan yeniden yer altına pompalanıyor ve döngü sürekli olarak devam ediyor.
Klasik sistemlere göre yüzde 50 daha verimli
Özetle sistemin tek ihtiyacı, yüzeye ne kadar yakın olursa o kadar avantajlı olan sert ve sıcak kayaçlar. Çoğu bölgede yeterli derinlikte sıcak ve sert kaya bulmak mümkün olduğu için sistem teorik olarak birçok farklı noktaya kurulabiliyor. Ancak doğal olarak maliyetler, derinliğe ve jeolojik koşullara göre değişiklik gösterebiliyor.
Üretim maliyetleri ise oldukça iddialı. Sürekli ve kesintisiz üretim yapabilen bu sistem için hedeflenen maliyet, megavat saat başına yaklaşık 50 dolar seviyesinde. Son dönemde veri merkezlerinin artan enerji ihtiyacı nedeniyle sektörde yaşanan enerji krizi, girişime ciddi bir ilgi ve heyecan kazandırmış durumda. Şirket, ilk yatırım turunda 38 milyon dolarlık sermayeyi de güvence altına almış bulunuyor.
Rodatherm, geçmişte pazara girişte zorluk yaşayabilecek bir girişim olarak görülebilirdi; ancak günümüzde yapay zeka destekli veri merkezlerinin bitmek bilmeyen enerji talebi sayesinde önemli bir başarı yakalayacak gibi görünüyor. Geleneksel jeotermal santraller geniş arazi gerektirirken, bu sistemin çok daha az alan kaplaması sayesinde neredeyse her yere kurulabilmesi mümkün. Örneğin, jeotermal kaynaklar açısından zengin olan ülkemizde, Ege Bölgesi’nin büyük bir bölümünün elektrik üretimine açılması teorik olarak mümkün görünüyor. Böylece her şehrin yakınında, o bölgenin ihtiyacını karşılayacak ölçekte üretim tesisleri kurulabilir ve enerji nakil hatlarının bakım ve yatırım ihtiyacı da azalabilir. Aynı zamanda organize sanayi bölgelerinde kooperatif temelli ortak üretim tesisleri kurulması da mümkün hale gelebilir.
Bu haberi ve diğer DH içeriklerini, gelişmiş mobil uygulamamızı kullanarak görüntüleyin: