Bilim dünyasında “karanlık oksijen” olarak anılmaya başlanan bu tartışmalı olgu, ilk olarak 2024 yılında yayımlanan bir araştırmayla geniş yankı uyandırmıştı. Şimdi ise bilim insanları, bu iddiayı net biçimde doğrulamak ya da çürütmek için bugüne kadarki en kapsamlı derin deniz görevlerinden birini başlatmaya hazırlanıyor.
Karanlık Oksijen İddialarını Araştırmak İçin İki Özel Deniz Aracı Geliştirildi
İskoçya Deniz Bilimleri Derneği’nden (SAMS) Profesör Andrew Sweetman liderliğindeki ekip, Pasifik Okyanusu’nun yaklaşık 11 kilometre derinliğine inecek iki özel deniz aracı geliştirdi. “Alisa” ve “Kaia” adı verilen bu derin deniz platformları, yüzeydeki basıncın yaklaşık 1200 katına dayanabilecek şekilde tasarlandı. Üç yıl sürecek bu proje, Japonya merkezli Nippon Foundation tarafından sağlanan 2 milyon sterlinlik fonla destekleniyor.
Andrew Sweetman’ın 2024’te Nature Geoscience’ta yayımlanan çalışması, okyanus tabanında bulunan ve patates büyüklüğüne ulaşabilen polimetalik nodüllerin, güneş ışığı olmadan oksijen üretebildiğini öne sürmüştü. Bu nodüllerin, deniz suyunu doğal bir elektroliz süreciyle hidrojen ve oksijene ayırdığı iddia edilmişti. Eğer doğruysa, bu durum yalnızca deniz ekosistemlerine değil, yaşamın kökenine dair teorilere de ciddi bir revizyon getirebilir.
2024 Yılında Elde Edilen Bulguların Hatalı Olabileceği Düşünülüyor
İlginç olan bir diğer detay ise Sweetman’ın araştırmasının ilk aşamalarında destek veren Kanadalı derin deniz madenciliği şirketi The Metals Company’nin, daha sonra bulgulara karşı çıkan bir makale yayımlamış olması. Şirkete göre tespit edilen oksijen büyük ihtimalle yüzeyden taşınıyordu. Sweetman ise bu noktada ekonomik çıkarların bilimsel tartışmayı gölgeleyebileceğine dikkat çekiyor.
Karanlık Oksijenin Bulunması NASA'ya da İlham Verebilir
Araştırmaların odaklandığı Clarion-Clipperton Bölgesi, Hawaii ile Meksika arasında uzanan devasa bir alanı kapsıyor. Bu bölgede yaklaşık 21 milyar ton polimetalik nodül bulunduğu tahmin ediliyor. Manganez, nikel, kobalt ve bakır açısından zengin olan bu nodüller; elektrikli araç bataryaları ve yeşil teknolojiler için kritik öneme sahip. Bu nedenle pek çok şirket, ticari madencilik için hazırlık yapıyor.
Ancak “karanlık oksijen” gerçekten derin deniz ekosistemlerinin temel bir parçasıysa, bu nodüllerin çıkarılması çok daha büyük bir ekolojik yıkıma yol açabilir. Mikroorganizmalardan deniz canlılarına, avcı anemonlardan bakteri kolonilerine kadar pek çok canlı, bu oksijen kaynaklarına bağımlı olabilir.
Yeni görev kapsamında Alisa ve Kaia, oksijen akışını, nodüller çevresindeki elektriksel aktiviteyi ve pH değişimlerini ölçecek. Aynı zamanda tortu örnekleri ve su numuneleri toplanacak. İlk seferin Mayıs ayında başlaması, ön sonuçların ise Haziran’da açıklanması bekleniyor. Proje, UNESCO’nun Birleşmiş Milletler Okyanus On Yılı kapsamında resmî olarak desteklenirken, NASA’nın da bulgularla yakından ilgilendiği belirtiliyor. Çünkü ışık olmadan oksijen üretimi fikri, yalnızca Dünya’daki yaşamı değil, başka gezegenlerdeki olası yaşam ihtimallerini de yeniden düşünmeyi gerektirebilir.
Kısacası, “karanlık oksijen” iddiası doğrulanırsa, bu yalnızca derin deniz madenciliği planlarını değil, biyoloji ve astrobiyoloji alanındaki pek çok temel varsayımı da kökten sarsabilir.
Kaynakça https://www.perplexity.ai/discover/tech/scientists-deploy-deep-sea-lan-wA2PIbC_QmKU2dj1Dh7kCw https://interestingengineering.com/science/world-first-landers-dark-oxygen Bu haberi ve diğer DH içeriklerini, gelişmiş mobil uygulamamızı kullanarak görüntüleyin: